Namazda Kıraat Farz mı Vacip mi? Bir İkilemin Hikâyesi
O An, Zihnimdeki Soru
Kayseri’nin soğuk bir sabahında, güneş henüz doğmamışken, namazda kıraatın farz mı vacip mi olduğunu düşünüyordum. O sabah namazını kılarken, bir yandan içimdeki bu soru beni kemiriyor, bir yandan da namazın huzurunda kaybolmaya çalışıyordum. Yavaşça secdeye kapanırken, kıraatla ilgili bu soru bir kez daha kafamı kurcalamaya başladı: “Namazda kıraat farz mı vacip mi?”
Kıraat, namazda okunan Kur’an ayetleriydi. Çoğu zaman fark etmeden, içimden geçerdi bu soru. Fakat sabah namazında, bu soru bir türlü çıkmıyordu kafamdan. Bir taraftan vicdanımda hissettiğim huzur, diğer taraftan belirsizliğin yarattığı kaygı… Bunu ilk defa yaşamıyordum, ama bu defa içimdeki ses daha güçlüydü. Çoğu zaman, Kayseri’nin dingin sabahlarında böyle düşüncelere dalmam tuhaf gelirdi. Ama her şeyin bir sebebi olduğuna inanırım, işte o sabah namazında da o sebebi arıyordum.
İçsel Bir Çekişme
Namazda kıraat, bir yandan farz mı vacip mi sorusuyla iç içe geçmişken, bir yandan da bana başka bir soruyu hatırlatıyordu: “Ben neden her şeyde böyle kafayı takıyorum?” Namaz kıldığımda, bir yandan dünyadaki tüm karmaşadan uzaklaşıp huzuru buluyordum. Ama bir yandan da, her şeyin kesinliğini, her şeyin netliğini, her şeyin doğru olmasını istemek… Bunu o kadar derinden hissediyordum ki, bu durum bana büyük bir hayal kırıklığı yaratıyordu. Ya tam doğru yapmazsam? Ya namazımı kabul ettirmemiş olursam? Bunlar sormadığım sorular değil, ama her zaman dağılmayan bir korku gibi kafamda döner dururdu.
O an, aklıma geldi: “Kıraat farz mı vacip mi?” Bu soru beni o kadar sarhoş etmişti ki, kendimi sabah namazının ardından, başka bir dünya içinde buldum. O kadar büyük bir belirsizlik içinde kalmıştım ki, secdede kalakaldım. Ama aslında, bu sadece kıraatla ilgili değildi. Her şeydeki o kararsızlık, hep beni çok etkiliyordu. İnsanlar ne kadar belirsiz, ne kadar karmaşık ve bazen de ne kadar net olabiliyorlarsa, ben de aynı şekilde içimdeki ikilemlerle yaşıyordum.
Namaz ve İçsel Huzur
Bir müddet sonra, zihnimdeki soruyu bırakıp namazıma odaklandım. Namaz, bana hep sığınacak bir liman gibi gelmiştir. Kafamdaki tüm sorular, zihinimden uçup giderdi. Sadece bedenim ve ruhum birleşirdi. O sabah namazının sonlarına doğru, sorunun cevabının ne olduğunu fark ettim. Aslında, o kadar da önemli değildi. Namazda kıraatın farz mı vacip mi olduğu, kalbimin Allah’a yönelmesiyle anlam kazanıyordu. Çünkü doğru yapıp yapmadığımı bilmesem de, Allah’a olan içsel bağlılığım her şeyin önündeydi.
O sabah, içimdeki bu belirsizlikle barıştım. Namazı kılarken, tam bir huzur buldum. Kıraatın farz mı vacip mi olduğu, artık önemsizdi. Önemli olan, doğru niyetle ve içtenlikle Allah’a yönelmekti. Bunu fark ettiğim an, o belirsizlik yerini derin bir huzura bıraktı. İçimdeki kaygı ve korkular geçip gitmişti. Kıraatın farz mı vacip mi olduğu sorusu, artık cevapsız kalmıştı. Çünkü belki de bu sorunun cevabını aramak, Allah’a olan güvenimi eksiltirdi.
O Anda Hissettiklerim
Bir yanda sabah namazı, diğer yanda zihnimdeki soru. Bir yanda içimdeki kaygılar, diğer yanda Allah’a güven. Bu ikilemde kaybolmak yerine, bir anda çözüm bulduğumu hissettim. Belki de kıraat, sadece teknik bir mesele değildi. Asıl önemli olan, kalpten gelen bir samimiyetle dua etmekti. O sabah namazında öğrendiğim şey, belirsizliklere yer vermekti. Her şeyin netliğini istemek yerine, biraz da içimdeki huzura güvenmekti.
Bir müddet sonra, o sorunun cevabını bulmuş olmanın verdiği rahatlıkla namazımı bitirdim. İçimdeki bu huzuru, yalnızca Allah’a güvenerek bulabileceğimi anlamıştım. Namazda kıraatın farz mı vacip mi olduğu sorusu, bir an için önümde büyük bir duvar gibi durdu, ama sonunda o duvarı aşmayı başardım. Belki de cevap, her zaman sorudan daha önemliydi. Çünkü ne zaman bir soruya odaklansam, başka bir anlamda kayboluyordum. O sabah, Kayseri’nin soğuk sokaklarında, kalbim daha sıcak, daha huzurluydu.
Sonuç: Her Şeyin Bir Sebebi Var
O gün sabah namazında fark ettiğim bir şey vardı: Huzur, yalnızca dışarıdaki her şeyin doğru olmasında değil, kalbin içindeki doğru niyetle bulunurdu. Namazda kıraatın farz mı vacip mi olduğu sorusunun cevabı, belki de Allah’ın takdirindeydi. Ama önemli olan, her birimizin kalp gözümüzü açabilmesiydi. Namaz, her yönüyle bir öğrenme süreciydi ve bazen cevaplar, ne kadar ararsak arayalım, sadece kalbimizle hissedilebilir.