Bir Sayıyla Başlayan Soru: Eğitim, Güç ve Düzen Üzerine Düşünmek
“Meslek lisesi bilişim teknolojileri bölümü kaç puan?” sorusu ilk bakışta masum, hatta teknik bir merak gibi görünüyor. Oysa bu soru, bir toplumda gücün nasıl dağıtıldığını, hangi bilgi türlerinin değerli sayıldığını ve yurttaşların geleceğe hangi kanallardan yönlendirildiğini düşünmek için güçlü bir kapı aralıyor. Eğitim sisteminin içine yerleştirilmiş puanlar, yalnızca bireysel başarı ölçütleri değil; aynı zamanda siyasal tercihlerin, kurumsal önceliklerin ve ideolojik yönelimlerin somut göstergeleri.
Bu yazıda kesin bir taban puan vermekten özellikle kaçınarak, bu sorunun arkasındaki siyasal ve toplumsal anlam katmanlarını keşfetmeye çalışacağım. Çünkü puanlar değişir; ama puanları var eden düzen, daha derin ve kalıcıdır.
Meslek Lisesi, Bilişim ve İktidar İlişkileri
Meslek liseleri, modern devletlerin uzun süredir başvurduğu bir toplumsal düzenleme aracıdır. Sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçişte, “nitelikli iş gücü” üretme iddiası bu okullara yüklenmiştir. Bilişim teknolojileri bölümü ise bu iddianın güncel yüzüdür: kodlama, ağ sistemleri, yazılım, donanım. Peki bu alanlara girişin puanla belirlenmesi ne anlama gelir?
İktidar açısından bakıldığında puan, kıt bir kaynağın –gelecek fırsatlarının– dağıtım mekanizmasıdır. Kimlerin bilişim teknolojileri alanına yönlendirileceği, dolaylı olarak kimlerin dijital ekonomide söz sahibi olacağı anlamına gelir. Bu nedenle “meslek lisesi bilişim teknolojileri bölümü taban puanı” gibi ifadeler, teknik olduğu kadar politiktir.
Burada durup şu soruyu sormak gerekir: Devlet, neden bazı öğrencileri erken yaşta mesleki yollara yönlendirir? Bu yönlendirme, özgür bir tercih mi yoksa yapısal bir zorunluluk mudur?
Kurumlar ve Eğitimde Meşruiyet
Eğitim sistemi, siyasal kurumların en güçlü meşruiyet araçlarından biridir. Okullar, yalnızca bilgi aktaran yapılar değil; aynı zamanda toplumsal hiyerarşileri “doğal” gösteren mekanizmalardır. Bir öğrencinin aldığı puan, çoğu zaman kişisel emeğinin sonucu olarak sunulur. Böylece sistem, kendi sonuçlarını meşruiyet zeminine oturtur.
Meslek liselerinin yıllar boyunca “düşük puanlı okullar” olarak etiketlenmesi, bu meşruiyet anlatısının önemli bir parçasıdır. Bu etiket, hem öğrencilerin öz algısını hem de toplumun bu okullara bakışını şekillendirir. Oysa bilişim teknolojileri gibi stratejik bir alanın meslek liselerinde yer alması, bu anlatıyla çelişir gibi görünür. Burada bir gerilim vardır: Yüksek teknoloji, ama görece düşük toplumsal prestij.
Bu çelişki, kurumsal tasarımın bilinçli bir sonucu mu, yoksa tarihsel bir alışkanlık mı? Kesin bir yanıt yok; ama sorunun kendisi bile siyasidir.
İdeolojiler: Başarı, Liyakat ve Rekabet
Puan sistemi, çoğu zaman liyakat ideolojisiyle meşrulaştırılır. “Çalışan kazanır” söylemi, eğitim alanında güçlü bir hegemonya kurmuştur. Ancak siyaset bilimi bize şunu öğretir: Liyakat iddiası, başlangıç koşullarını eşit varsaydığı ölçüde sorunludur.
Bilişim teknolojileri bölümüne girişte gereken puan, öğrencinin yalnızca akademik başarısını değil; ailesinin ekonomik durumunu, eriştiği teknolojiyi, hatta yaşadığı mahallenin altyapısını da yansıtır. Bu noktada puan, ideolojik bir perde işlevi görür. Eşitsizlikleri gizler, sonuçları bireysel tercihlere indirger.
Karşılaştırmalı bir örnek vermek gerekirse: Almanya’daki ikili mesleki eğitim sistemi, meslek okullarını ikinci sınıf bir seçenek olarak değil, saygın bir yurttaşlık yolu olarak kurgular. Türkiye’de ise meslek liseleri uzun süre “başka şansı olmayanların” gittiği yerler olarak kodlanmıştır. Aynı araç, farklı ideolojik bağlamlarda bambaşka anlamlar kazanır.
Yurttaşlık ve Geleceğin İnşası
Eğitim, yurttaşlıkla doğrudan ilişkilidir. Hangi bilgi türlerinin öğretildiği, hangi becerilerin teşvik edildiği, nasıl bir yurttaş profili istendiğini ele verir. Bilişim teknolojileri eğitimi alan bir meslek lisesi öğrencisi, yalnızca teknik beceriler kazanmaz; aynı zamanda dijital devletin, e-devlet uygulamalarının ve gözetim toplumunun da parçası hâline gelir.
Burada kritik bir soru ortaya çıkar: Bu öğrenciler, teknolojinin yalnızca uygulayıcıları mı olacak, yoksa eleştirel kullanıcıları mı? Eğitim sistemi, onları karar süreçlerine katılan öznelere mi dönüştürüyor, yoksa yalnızca verilen görevleri yerine getiren teknik elemanlara mı?
Bu soru, demokrasinin kalbine dokunur.
Demokrasi ve Katılım: Puanın Ötesinde
Demokratik bir toplumda eğitim, yalnızca iş gücü piyasasına hazırlık değil; aynı zamanda kamusal hayata katılım aracıdır. Ancak meslek liseleri söz konusu olduğunda, bu boyut çoğu zaman geri planda kalır. Öğrenciler, erken yaşta “üreten ama karar vermeyen” bireyler olarak konumlandırılabilir.
Güncel siyasal tartışmalarda sıkça duyduğumuz “ara eleman ihtiyacı” söylemi, bu durumu açıkça yansıtır. Kim karar alır, kim uygular? Kim yönetir, kim teknik desteği sağlar? Bu ayrımlar, demokrasinin eşitlik vaadiyle ne kadar uyumludur?
Bilişim teknolojileri alanında eğitim alan gençlerin, dijital haklar, veri güvenliği ve ifade özgürlüğü gibi konularda söz sahibi olması beklenir mi? Yoksa bu alan, yalnızca ekonomik büyümenin bir aracı olarak mı görülür?
Provokatif Bir Soru: Puan Kader midir?
Kendi kendime sıkça sorduğum bir soru var: Eğer bugün başka bir okul türüne, başka bir puanla girmiş olsaydım, siyasal dünyayı algılayışım değişir miydi? Büyük ihtimalle evet. Çünkü eğitim, yalnızca bilgi değil; perspektif kazandırır.
Meslek lisesi bilişim teknolojileri bölümüne giren bir öğrencinin aldığı puan, onun potansiyelini tam olarak yansıtır mı? Yoksa sistem, bazı potansiyelleri baştan sınırlıyor mu? Bu sorular rahatsız edici olabilir; ama tam da bu yüzden değerlidir.
Kişisel Bir Değerlendirme: Sayıların Sessizliği
Bir sınav sonucuna bakarken hissettiğim o kısa sessizliği hatırlıyorum. Rakamlar ekranda duruyordu, ama ne anlama geldiklerini hemen kavrayamamıştım. O an fark ettim: Puanlar konuşmaz; onları konuşturan biziz. Onlara umut, hayal kırıklığı, gurur ya da utanç yükleyen toplumsal dildir.
Bu yüzden “kaç puan?” sorusu, aslında “kim olabilirim?” sorusunun kısaltılmış hâlidir.
Sonuç Yerine: Tartışmayı Açık Tutmak
Meslek lisesi bilişim teknolojileri bölümü kaç puan sorusu, kesin bir sayıdan çok daha fazlasını ima eder. İktidarın eğitim yoluyla nasıl işlediğini, kurumların meşruiyet üretme biçimlerini, ideolojilerin başarıyı nasıl tanımladığını ve demokrasinin katılım sınırlarını görünür kılar.
Belki de asıl mesele, puanların düşüklüğü ya da yüksekliği değildir. Asıl mesele, bu puanların hangi hayatları mümkün, hangilerini zor kıldığıdır. Bu soruyu sormaya devam ettiğimiz sürece, eğitim yalnızca bir sıralama aracı olmaktan çıkıp gerçek bir siyasal tartışma alanına dönüşebilir.